İdeolojim, dünya görüşüm, siyasi partim…

Utku SAĞILIR

Bugün benim doğum günüm. 51 yaşını bitirdim. Hayatta insanın kendisini anlatması gereken zamanlar ortaya çıkabiliyor. Ben de biraz kendimi anlatmak için bugünü, doğum günümü seçtim. 

Son zamanlarda çokça benden bahsedilir oldu. Nedeni de basın danışmanlığı yaptığım Adana Büyükşehir Belediyesi’nde sadece basın danışmanlığı yapmakla yetinemeyişim. Bu zamana kadar Adana’da ilk kez birini lider olarak benimsedim. Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar benim doğup büyüdüğüm şehirde lider olarak gördüğüm insandır. Kendisine her konuda inanıyor ve güveniyorum. Bu nedenle sadece basın danışmanı olarak çalışamıyorum. Yani bültenimi yazayım, işimi bitireyim, evime gideyim mantığıyla çalışamıyorum. Bu da zaten çalışma tempomdan, yazdıklarımdan ve yaptıklarımdan belli oluyordur. Aldığım tepkiler de bu yüzden ama olsun sorun yok. Bu bağlılığın ve sadakatin bedeli olacak elbette. 

Fakat biraz kendimi anlatayım ki yanlış anlamalar varsa azalsın.

Ben her kesimden, ideolojiden, siyasi partiden arkadaşı-dostu olan bir insanım. Ama hepsi bilir ki ben Sol görüşlüyüm. Ben insanların ideolojisinden, etnik kökeninden, uyruğundan, siyasi görüşünden önce, kalbine, insanlığına, en çok da merhametli bir gönlü olup olmadığına bakarım. Kalbinde kötülük olduğunu hissettiğim insanlarla hangi mevkide ve ne kadar güçlü olursa olsun fazla zaman geçiremem.

Gazetecilik ve televizyonculuk yaptığım yıllarda siyasi görüşümü bir kenara bırakır, konuğumu, röportaj yaptığım insanı, ya da haberime konu olan kişiyi düşüncelerini nasıl istiyorsa dile getirmesi için teşvik ederdim. Bu yüzden Komünist Parti İl Başkanı da, Ülkü Ocakları Başkanı da, AK Parti, CHP, MHP ve diğer siyasi partilerin şehirdeki başkan ve yöneticileri ben bir programa davet ettiğimde veya röportaj ya da haber yapmak istediğimde tereddüt etmeden kabul ederlerdi. Basına kolay kolay yaklaşmayanlar bile bana konuk olmayı kabul ederdi. Çünkü gazetecilik yaparken ideolojiyi bir kenara bırakacağımı, militanlık yapmayacağımı bilirlerdi. Hala da bir çoğuyla iletişimim vardır ve görüştüğümüzde o günleri, yerel televizyonculuğun güçlü olduğu yılları konuşuruz. 

Üniversitede gazetecilik okuduktan sonra mesleğe en alttan başlayarak kendimi geliştirmeye çalışım. Gençlik stadında amatör maçları takip ederek başladım, ulusal kanallara İncirlik’ten körfez savaşıyla ilgili canlı sunular yaptım. 

Yerel gazetelerde de, ulusal gazetelerde de, radyolarda da, televizyonlarda da çalıştım. Haber ajanslarında uzun yıllar tecrübe kazandım. Hep çok az para kazanmama rağmen gazetecilik mesleğini seçtiğim için hiç pişman olmadım. Çünkü her gün farklı konularda bir şeyler öğrenmek benim için bir yaşam tarzıydı ve bunu çok seviyordum. 

Şimdi dönelim Solculuğuma. Elbette insanın 20 yaşındaki Solculuğuyla, 50 yaşındaki Solculuğu arasında fark oluyor. Evrende evrilmeyen ne var ki?

Ben ülkemin bölünmez bütünlüğünden yana, Mustafa Kemal Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı bir insanım. Güçlü, zengin ama demokrasiyi ve insan haklarını benimsemiş bir Türkiye özlüyorum. Ülkemin her konuda azametli olmasını istiyorum. Devletimizin halka daha iyi hizmet eder hale gelmesini arzuluyorum. Hukukun  üstünlüğünün vazgeçilmez olduğunu düşünüyorum.

Yurt dışında yaşamak için bir iki kez deneme yapmış ama ülkemdeki, şehrimdeki en küçük ayrıntılara bile duyduğum özlem nedeniyle apar topar dönüş yapmış bir insanım. Başka ülkelerde ne denli zengin ve cazip hayatlar bulunursa bulunsun insanın kendi ülkesinin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorum. Kaldı ki başka bir ülkeye iltica etmiş ve 9 yıl hiç gelmeden kaldıktan sonra, ilk gelişinde uçaktan iner iner inmez toprağı öpen arkadaşımı biliyorum.

Hayatım boyunca hiçbir insana ideolojisinden dolayı, etnik kökeninden ötürü, uyruğundan dolayı negatif ya da pozitif duygular beslemedim. Dediğim gibi önemli olan kişiliktir.

Sayın Zeydan Karalar’ın iki yılda yaptıklarını konu aldığım bir yazıdan dolayı beni eleştiren ve aynı ideolojiden olmadığım ama çalıştığım bir siyasetçiyle ilgili geçmişte sosyal medyamda olumlu paylaşımlar yaptığımı dile getirenler oldu. Evet o dönemde zaten söylenenleri hatırlayanlar çoktur. O zaman hangimiz desteklemedik ki o söylemleri? Hatta bariz bir ittifak yok muydu seçimde, belediye meclisinde, sonrasındaki dönemde? Söylemler, ittifaklar sonradan değişti. Eleştirmek adına söylemiyorum ve bunlar da siyasette olağan işler değil midir?

Ben çalıştığım hiçbir kuruma ihanet etmedim. Ayrılacağım son güne kadar iş ahlakıyla, kurumu koruyarak çalıştım. Çıkarken de su damlıyorsa musluğu sıkıladım, lamba yanıyorsa kapattım. Ve fakat gönül birlikteliği yaptığım insanların bulunduğu bir ortamda daha şevkle ve yoğun çalışmamdan doğal ne olabilir ki?

Tekrar ediyorum benim Ülkücü arkadaşlarım var, tıpkı Komünist arkadaşlarım olduğu gibi. Benim AK Partili arkadaşlarım var, tıpkı Liberal arkadaşlarım olduğu gibi. 

Kötülükten, husumetten, bölücülükten ve ayrımcılıktan ülkemiz çok acı yaşadı. Biz 12 Eylül 1980 öncesini çocuk da olsak yaşamış ve hatırlayan bir nesiliz. Güçlü, demokrasinin kök saldığı, hukukun her şeyin üstünde olduğu, zengin, kendi teknolojisini üreten, insan haklarının temel alındığı, barış dilinin ve barışın hakim olduğu bir Türkiye için birlikte çaba göstermeliyiz.

O şu partiden, bu şu ideolojiden kavgasına, kısır döngüsüne yeniden saplanırsak Mustafa Kemal Atatürk’ün gösterdiği çağdaş muasır medeniyetler seviyesi hedefinden iyice uzaklaşırız.

Benim bu saatten sonra hedefim işimi iyi yapmak, bir kitap daha okumak, bir belgesel, bir film daha seyretmek, bir köşe yazısı daha okumak ve çocuklarımın iyi eğitim almasını sağlamaktır. 

Son olarak ahlaklı, iyi kalpli ve çalışkan olan herkes benim kardeşimdir. 51 yaşını bitirdiğim bugün ideolojim de, dünya görüşüm de, bakışım da budur.